Çocuklarda Konuşma Bozuklukları, Konuşma Bozukluğu Sorunu

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

İnsanın en büyük ihtiyaçlarından derdini rahat bir biçimde anlatabilmesi kendisini ifade edebilmesi için gerekli olan en önemli gereksinimlerinden olan konuşma, çocuk yaşta problem oluşturur mu ?

Konuşmanın ilk alıştırmaları doğduğumuz gün ağlama ve sızlanmalarla başlar. Ağlarken konuşma, dil ve çene hareketlerini öğrenmiş oluruz. Üçüncü ayla birlikte kumru gibi ses çıkarma anlamına gelen cıvıldama dönemine gireriz. Bu dönemde gerçek dille alakalı olmayan, öğrenilmemiş, çevresel etkenlerden ve işitme duyusundan bağımsız olan sesler çıkarırız.

İlk çıkan sesler genellikle anlamsızdır, ancak geleceğin anlamlı sözcüklerinin temelidir. Altıncı ayda hecelemeye, 9 ayda ritmik sesler çıkarmaya (ma-ma) ve iki heceyi bir arada kullanmaya başlarlar.(ma-ma, da-da gibi). 40. haftayla birlikte heceler birleşir ve anlam kazanmaya baslar (baba, dede gibi). Normal gelişim gösteren çocuklar iki yasında konuşmaya başlarlar. Bu yasta 80-100 civarında sözcüğü anlayan çocuk, ilk basit cümlelerini kurmaya başlar. 3 yasında çocuk anlamlı ve düzgün cümleler kurar, kendini daha iyi ifade eder ve yabancılarla anlaşabilmeye başlar.

Çocuk 18 ila 24. aylar arasında arka arkaya 2-3 anlamlı kelime söylemeye başlar. Normal gelişim evrelerine göre 2 yas çocuğunun konuşmaya başlamış olması beklenir. 2 yaşındaki çocuk, cümleler kuramayabilir ancak arka arkaya 2-3 anlamlı kelime söyleyemiyorsa, bir uzmana başvurmak gerekir. Anne-babalar çocuklarının konuşma problemi olup olmadığını ancak 18 ayda fark edebilirlerken, bir uzman bunu 8-10. aylar arasında fark ederek dil gelişim terapisine başlayabilir.

Hiç konuşamayan çocukta önce ne düşünülür?

İşitme sisteminin normal çalışması, doğru konuşma için gerekli ilk noktadır. Konuşmanın öğrenilmesi için çocuğun sözcükleri duyması gerekir.

Araştırmalar işitme kaybı şüphesi ile tanı konması arasında geçen sürenin ortalama 6 ay olduğunu gösteriyor. Yine araştırmalar gösteriyor ki, işitme kaybı tanısı ne kadar gecikirse, konuşma yetisi o kadar problemli olur. Ağır işitme kaybı olan çocuklarda konuşma kusuru oluşmaması için teşhis erken konmalı ve çocuk 6 aylık olmadan işitme cihazı kullanmaya başlamalıdır. 1998’den beri her yeni doğana İŞİTME TARAMA TESTİ yapılması bilimsel kurullar tarafından önerilmiştir. Doğum sonrası işitme tarama testlerinin yapıldığı hastanelerde doğan çocuklarda normal konuşma oranı daha yüksektir.

Yeni doğanda doğumsal işitme kayıplarını artıran risk faktörleri;

• Çocuğun prematüre doğması (34 haftadan önce ve 2000 gramın altında )

• Hamilelikte geçirilen viral infeksiyonlar,

• Doğum sonrasında uzun sureli solunum sıkıntısı,

• Doğum sırasında beyine 4-5 dakika süreyle kan gitmemesi durumu

• Ototoksik (iç kulağa zararlı ) ilaç kullanımı.

Bir çocuk konuşmaya başladıktan sonra suskunlaşır ve konuşamaz hale gelirse, organik ve psikolojik olmak üzere iki temel nedenin üzerinde durulmalıdır. Merkezi sinir sistemini ilgilendiren tüm hastalıklara ve organik- nörolojik (mental gelişim bozukluğu ) bir hastalığa bağlı olarak konuşma bozukluğu ortaya çıkabilir. Bir diğer önemli neden ise psikojenik olduğunu dile getirdiğimiz ruhsal travmalardır. Şiddete maruz kalma, şiddete tanık olma, fiziksel kötüye kullanılmayı takiben böyle bir suskunluk ortaya çıkabilir. Bazen belirgin olarak görülmeyen, travmatik bir etkisi olmayacağı düşünülen aile içi sorunlar ya da çatışmalara bir tepki olarak da çocuk suskunlaşabilir. Çocuğun konuşmayı reddetmesi bir çeşit tepkidir.

Çocuğa bakan bakıcının fazla konuşmaması, yakın çevresinin çocukla az konuşması ve yeterince ilgilenmemesi de bu durumu açıklayabilir. Son senelerde televizyon karsısında geçirilen surenin artması da çocuğu suskunluğa iten bir diğer önemli faktördür. Konuşma becerisini desteklemenin en iyi yolu, anne ve babaların bebekleri ile sürekli konuşmasıdır. Anne ve babalar çocukları ile doğdukları günden başlayarak sürekli ve anlaşılabilir telaffuz ile konuşmalıdır. Bebeğin ilk hecelediği, algılama yeteneğinin geliştiği dönemlerde, bu desteğin çok dikkatli verilmesi gerekir. Doğru konuşma için ısrarcı olmamak, çatışmayı önlemek ve yanıt alınamadığı zaman yorumsuz kalmayı tercih etmek önemlidir. Anne ve baba paniklemeden çocuğa uyarıcı bir cevre oluşturup onu desteklediği takdirde bu gecikme kısa surede aşılabilir. Sabır ve ilgi doğru desteğin en önemli unsurlarıdır. İyi bir konuşma modeli oluşturabilmemiz için açık, yavaş ve anlaşılabilir bir konuşmayı beden dilimizi ifade eden jestlerle desteklemeliyiz.

Konuşma bozukluğu olan çocuklarda psikolojik faktörleri düşünürken çocuk psikiyatrisinde ‘İletişim bozuklukları’ baslığı altında yer alan tanıları da dikkate almak gerekir. Bu tanılardan biri olan ‘Sözel Anlatım Bozukluğu’nda çocuk kelime bilgisi, zamanların doğru kullanımı karmaşık cümle kurulması ve kelimelerin hatırlanmasında beklenenin altında bir yeterlilik gösterir. Bu durum çocukluk çağında herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir, travmaya ya da nörolojik bir bozukluğa bağlı ya da gelişimsel olabilir. Diğer bir tanı ‘Karışık Dili Algılama – Sözel Anlatım Bozukluğu’dur. Hem dili anlamada, hem de sözel anlatımda bozukluk bulunmaktadır. Bu iki bozuklukta da kesin nedenler bilinmemekle beraber merkezi sinir sistemi hasarları, yine merkezi sinir sisteminin gelişimindeki bozukluklar neden olarak düşünülmektedir.

Genetik faktörler üzerinde durulmakla birlikte tümüyle psikolojik nedenli de olabilir. Ayrıca bazı sesleri çıkarmada zorluk oluşturan « Fonolojik Bozukluk » ve kekeleme de üzerinde durulması gereken diğer iletişim bozukluklarındandır. ‘Otistik Bozukluk’ çok dikkat edilmesi gereken bir ruhsal bozukluktur. Otizm, hiperaktivite ve dikkat dalgınlığı, Down sendromu, zeka geriliği durumlarında ortaya çıkan konuşma bozuklukları ve öğrenme güçlükleri için çocuk psikologlarından yardım alınmalıdır. Çocukların beklenen yaş düzeyine uygun konuşma ve iletişim becerilerinin olmadığı durumlarda, anatomik bir kusuru dışlamak için bir KBB uzmanının değerlendirmesi, başka bir organik -nörolojik bozukluğu dışlamak için bir çocuk doktoru ya da çocuk nörologunun değerlendirmesi ve herhangi bir fiziksel yada organik neden bulunmadığında çocuk psikiyatrisine başvurulması gerekmektedir. Sorunun ne olduğuna ve nasıl çözülebileceğine yönelik olarak bir uzmana danışmak her zaman tercih edilmesi gereken yoldur.

Share.

Leave A Reply

*