Türkiye'nin en büyük bilgi, eğitim ve sosyal içerikli paylaşım sitesi "Bilgi Hanesi"

Şeker Hastalığı, Diyabet Nedir Belirtileri Tedavisi, Gizli Şeker Nedir?

0 6

Ülkemizde ve dünyada oldukça yaygın olan bu hastalık halk arasında şeker  hastalığı olarak bilinir ve tıp dünyasında ise diyabet olarak isimlendirilir. Diyabet, genellikle kalıtımsal ve çevresel etkenlerin birleşimi ile oluşan ve kan glukoz (vücuttaki şeker)  seviyesinin aşırı derecede yükselmesiyle (hiperglisemi = yüksek şeker hastalığı) sonuçlanan metabolik bir bozukluk.  Vücutta kan şekerinin düzenlenmesi pek çok sayıda kimyasal madde ve hormonun  karmaşık etkileşimi sonucunda sağlanır. Şeker metabolizmasının  düzenlenmesinde rol oynayan hormonlardan en önemlisi pankreasın  beta hücrelerinden salgılanan insülin  hormonudur. Diabetes Mellitus ya insülin salgılanmasındaki yetersizlik ya da insülinin etkisindeki bir bozukluk sonucunda ortaya çıkan yüksek kan şekerinin yol açtığı bir kaç grup hastalığı tanımlamak için kullanılan ortak bir terimdir.

Diyabet görülme zamanları ve nedenlerine göre iki tipe ayrılır:

a- Genç Tip Diyabet ((IDDM),Tip 1)
b- Erişkin Tip Diyabet ((NIDDM),Tip 2

Tip 1 Diyabet, genelde 30 yaş altında saptanan çok ağır bir tablo ile başlar. Direkt kalıtım söz konusu değildir. Hastalar zayıf ve bitkindir.
Tip 2 Diyabet ise en sık 50/75 yaş arası ortaya çıkar. Kalıtımla yakın
ilgilidir. Hastaların çoğu şişmandır ve obezite ile Tip 2 Diyabet arasında sıkı
bir ilişki vardır.

Diyabetlilerde görülen şikayetler

a) Kan şekerinin artmasına bağlı erken dönem bulgular

·Sık idrara çıkma
·Çok gıda almaya rağmen zayıflama
·Görmede bozukluklar
·Uyku hali
·Mide bulantısı
·Tekrarlayan mantar ve bakteri enfeksiyonları
·Kadınlarda inatçı vajinal kaşıntı. ( Kandida enfeksiyonu sonucu )

b) Geç bulgular

-Geç bulgular, birkaç yıl içinde şeker düzeyi kontrol edilemeyen hastalarda gözlenir. Aterosklerozun artması sonucu koroner damar hastalıkları ve uzun süren yürüyüşlerden sonra topallama ve bacaklarda güçsüzlük. ( Dinlenme sonrası düzelir )

-Görme Bozuklukları (Retinopati): Çeşitli derecede görme kayıpları oluşur. Hasta kendi fark edip göz uzmanına başvurur veya rutin bir muayene sırasında ortaya çıkabilir. Bu nedenle şeker hastaları düzenli bir şekilde göz muayenesi yaptırmalıdır.

-Böbrek Bozuklukları (Nefropati): Özellikle genç tip diyabet hastalarının 1/3’ünde böbrek rahatsızlıklarına rastlanır. Bu hastalarda hipertansiyonun da birlikte görülmesi böbrek yetmezliği riskini arttırır.

-Sinirsel Bozukluklar (Polinöropati): Deri hissi ile ilgili bozukluklardır. Uzuvların uç kısımlarında ( el, ayak vs.) ve simetriktirler. En yaygın tanımlanma şekli çorap veya eldiven tarzında his kaybıdır. ( His kaybı ile bir pamuk parçasıyla deriye dokunulduğunda o bölgede pamuğun hissedilmemesi veya az hissedilmesi kastedilmektedir) Diğer şikayetler arasında, uyuşukluk, karıncalanma ve his duyusunda azalma görülmektedir. Daha az sıklıkla derin ağrılar veya his duyusunda artışlar da görülebilir.

-Ayak Ülserleri ve Eklem Problemleri: Ayak ülserleri his bozukluğu nedeniyle vuran ayakkabıların hissedilmemesi vb. ile gelişirler ve tedaviye çok dirençlidirler. Bu nedenle diyabet hastalarının, ayaklarını ve özellikle göremedikleri ayak tabanlarını küçük bir ayna ile kontrol etmeleri gerekir. Ayakta mantar şüphesi uyandıran kaşıntı, ayak parmak aralarında beyazlaşma ve ayak tırnaklarında renk ve şekil bozukluğu durumlarında hemen bir dermatoloji uzmanına başvurup tedaviye alınmaları gerekmektedir.

-İnfeksiyonlar: Kronik hiperglisemi ve hiperglisemi atakları nedeniyle diyabetiklerde hücresel bağışıklık sistemi bozulduğundan bakteri ve mantar infeksiyonu riski bu kişilerde artmıştır. Uzuvların uçlarında deri infeksiyolarına, ağız ve vajende pamukçuğa sık rastlanılır. Özellikle derin ülserler sonucu gelişen enfeksiyonlar hastane koşullarında tedavi gerektirir. Cerrahi ile çoğu yara tedavi edilse de bazen ampütasyon gerekebilmektedir.

Diyabet Şeker Hastalığının Belirtileri ;

Poliuri (çok ve sık idrara çıkma), polidipsi (susama hissi ve sıvı alımındaki aşırı artış) ve polifaji (iştah artışı) diyabetin üç klasik belirtisidir. Tip 1 diyabette ve özellikle çocuklarda bu belirtiler çok kısa süre içinde (haftalar ya da aylar) ortaya çıkabilir. Ancak, tip 2 diyabetin belirtileri genellikle çok daha uzun süre içinde gelişir ve bu belirtiler ya çok hafiftirler ya da hiç görünmezler. Tip 1 diyabet çok hızlı ve aşırı kilo kayıplarına (normal ya da fazla yemek tüketimine rağmen) ve hiç azalmayan yorgunluk hissine neden olabilir. Kilo kaybı dışındaki tüm bu sayılan semptomlar, iyi kontrol edilmeyen tip 2 diyabet hastalarında da görünebilir.

Kan glukoz konsantrasyonu, böbreklerde glukoz için eşik değer olan 170-180 mg/dl’nin üzerine çıkarsa, böbrek proksimal tübüllerinden glukozun gerialınımı tam olmaz ve glukozun bir kısmı idrarda kalır. Bu durum idrarın ozmotik basıncının artmasına ve suyun böbrekler tarafından geri emiliminin azalmasına neden olarak idrar yapımının artmasına (poliuri) ve dolayısıyla su kaybına yol açar. Kan hacminde su kaybı yüzünden oluşan kayıp hücreler tarafından tutulmakta olan suyun kana ozmotik yolla geçmesiyle yerine konur, ancak bu durum vücudun susuz kalmasına ve susama hissinin artmasına (polidipsi) neden olur.

Uzun sure yüksek konsantrasyondaki  glukoza maruz kalması göz merceğinin  glukoz absorbe ederek şekil değiştirmesine ve görmenin bozulmasına neden olur. Kan şekerinin düzenli olarak kontrolünün yapılması ve normal sınırlara yakın tutulması genellikle merceğin şeklinin ilk haline dönmesini sağlar. Bulanık görme diyabet teşhisine giden yolda en yaygın görünen hasta şikayetlerinden birisidir. Tip 1 diyabet hastaları hızlı değişen görme bozuklukları için hazırlıklı olmalıdırlar, Tip 2 diyabet hastalarında görme bozuklukları genellikle aşamalı olarak gerçekleşir ama yine de hastalar bu durum için hazırlıklı olmalıdırlar.

Hastalar (genellikle tip 1 diyabet hastaları) aşırı bir metabolik düzensizlik durumu olarak tanımlanabilecek diyabetik ketoasidoz adı verilen durumu sergileyebilirler. Diyabetik ketoasidozun belirtileri arasında hastaların nefesinde belirgin bir aseton  kokusunun olması, Kussmaul solunumu adı verilen çok hızlı ve derin soluma, poliüri, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı, çeşitli tiplerde mental (saldırganlık, mani, zihin karışıklığı, ya da halsizlik gibi) bozuklular sayılabilir. Şiddetli diyabetik ketoasidoz vakalarında tablo komaya  doğru ilerleyebilir ve ölümle sonuçlanır. Diyabetik ketoasidoz tıbbi bir acil durumdur ve hastaların derhal hastaneye kaldırılmaları gerekir.

Daha nadir ancak en az diyabetik ketoasidoz kadar ciddi durum da Hiperglisemik Hiperozmolar Nonketotik Sendrom (HHNS) dur. Ketoasidoz olmaksızın, aşırı hiperglisemi, plazma hiperozmolaritesi ve aşırı su kaybı (dehidratasyon) ile karakterize bir sendromdur. Genellikle tip 2 diyabet hastalarında görülür ve aşırı su kaybının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Sıklıkla aşırı miktarda şekerli içecek tüketen hastalarda ve yaşlılarda görülür. Aşırı şekerli sıvı tüketmek sıvı kaybı anlamında kısır bir döngü oluşturmaktan öteye gitmez.

Hastalığın tedavisi

Tedavi yöntemleri şunlardır:

-Şeker yüksekliği ve kilo azaltılarak şikayetler hafifletilir ve yaşam kalitesi artırılır.

-Risk faktörleri (hipertansiyon, kolesterol, sigara) azaltılarak komplikasyonların gelişimi önlenir.

Diyabetik komplikasyonların tedavisi

Şeker seviyesini düşürmek amacıyla Tip 1 de insülin tedavisine başlanır. Tip’de ise ağızdan alınan ilaçlar ile tedaviye başlanır. Yeterli yanıt alınamadığında tedaviye insülin enjeksiyonları eklenir. Medikal tedavilerin yanı sıra kiloya ve yaşa uygun sıkı diyetler ile düzenli egzersizler, tedavinin ayrılmaz parçalarıdır.

Gizli şeker nedir?

Halk arasında ‘gizli şeker’ olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. Açlık plazma şekerinin 110 mg/dl’nin üzerinde fakat 140 mg/dl’nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması, bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde ikinci saatteki plazma, glükoz düzeyininin 140 mg/dl’nin üzerinde, fakat 200 mg/dl’nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.